29 Kasım 2018 Perşembe

Her hafta bebeğimizi görmeye gittik, evimize gülümseyerek döndük...

Bir mucizeyi hafta hafta takip etmek, tanık olmak... Taşımak...Öyle keyifli bir hamilelik geçirdim ki... Eşimle her zaman olduğu gibi birbirimizin elini sımsıkı tutarak, koşa koşa doktorumuza gittik, müthiş keyifle kızımızı gördük ve konuştuk. Bu süreçte öyle harika bir doktorumuz vardı ki, bizi çok iyi anladı ve heyecanımızı bizimle paylaştı, hatta öyle ki net göremediğimiz günler bizi bekletip, tekrar tekrar deneyip kızımızı bize göstermeden eve göndermedi...Tabi kızımız olacağını henüz bilmiyorduk. :) "Görmemişin çocuğu olmuş" diyebilirsiniz, evet, daha önce görmemiştik. :) 
     Bu postu kısa tutacağım, süreçte neler yaptığımızdan daha sonra uzun uzun bahsetmeyi düşünüyorum. Kan testleri, beslenme, çalışma hayatı, motivasyon...
     Görüşürüz canlar, sağlıcakla kalın.



Geç gebelik, riskli hamilelik ve şüphelerden arındırılmış saf mutluluk...

Geç hamileliklerde 15 günlük periyodlarla kontrol öneriliyor, "Nee...15 Gün mü? Onca zaman nasıl beklenir, biz her hafta geliriz." Evet, doktorumuza aynen böyle dedik ve doğuma kadar her hafta kızımızı görmeye gittik. Hep aynı heyecanla, aynı merakla. :) 
      Aşırı iş tempomun olduğu, yorgunluk ve uykusuzluktan telef olduğum, vücut direncimin düştüğü, genel ve lokal anestezi alıp operasyonlar geçirdiğim, dünya kadar antibiyotik ve ağrı kesici aldığım iki ay içerisinde O, her şeyden habersiz, içeride fark edilmeyi bekliyormuş. 
      Yine bir operasyon sonrası, işten fırsat yaratıp, halsiz ve yorgun, dahiliye randevusu bekliyoruz ve telefonum çalıyor, arayan sağlık çalışanı bir dostum. Kan tahlilimi vermiştim, sonucu gelmiş.
     "Ülker, hemen jinekolojiden randevu alıp, önce oraya girin ya hamilesin ya da kötü bir şey var" Tabi biz kötü bir şey olduğunu düşünerek, dahiliye randevumuzu askıya alıp, korkuyla jineokolog sırası beklemeye başladık. Sıramız geldi ve tedirgin bir şekilde birbirimize bakarak içeri girdik. Ultrason sonrası "Tebrikler, hamilesiniz", "Nasıl yani", "İmkansız", "Dış gebelik falan olmasın", "Kitle falan olmasın"...Düşünün, şaşkınlıktan ne diyeceğimizi bilemedik. Doktorumuz tekrar ultrasona alıp, sesi de açıp kalp atışlarını dinletti ve gümbür kalbi atıyor, şüphe yok dedi.
     Ama hamileliğim riskliydi, çünkü; Kırk yaşın üzerindeydim, çünkü; İlk gebeliğimdi, Çünkü; Daha evvel iki düşük yaşamıştım, Çünkü; Gebelik başlangıcında iki kere anestezi almış, güçlü ilaçlar kullanmıştım, Çünkü; Yeğenim down sendromlu idi...Elimize kullandığım ilaçların listesini tutuşturup, inceleme yaptırıp, risk yüzdesine göre iki haftaya kadar hamileliğimi sonlandırabileceğini söyleyip gönderdi.
     Eşimle çok korktuk, tuttuk Ege Üniversitesi'nin yolunu, vardık fellik fellik telaşla labaratuar arıyoruz. Kapıya vardığımızda durduk ve oturduk, ne yapıyoruz dedik, bir yüzdeye göre, bu kadar badire yaşamasına rağmen, ısrarla gümbür gümbür atan bir kalbi mi susturacağız...Tabi ki hayır.
     Bir kafeye oturup, ağlaya ağlaya ama umut ve sevinçle kahvaltı yaptık ve karar verdik, risk takibini yapabilecek bir doktor bulup, en gelişmiş testi yaptırıp bütün şüphelerden arınıp, sonra ne yapacağımıza sakin kafayla karar verecektik.
     Akşam, internet yorumlarına, başarılarına, geri dönüşlerine göre doktor araması yapıp, güvenebileceğim bir perinotolog doktor buldum ve randevu aldım ve sürecimiz başlamış oldu.
     Uzun oldu ama başlayınca duramıyorum, affedin. Amacım, bizim gibi benzer süreçler yaşayan ya da yaşayabileceklere umut olmak. Sonraki yazıma kadar, sağlıkla kalın canlar.




Her kadın annedir, çocuğu olsun ya da olmasın...


Ailemize yeni bir nefes ve temiz bir ruh gelecek...Heyecanımız tarif edilemez. Düşünceler, sorular, planlar, hayaller, hazırlıklar...Karmaşık ama muhteşem zamanlar... Plan yapmayı severim aslında ama bu mutluluk plansız, hazırlıksız, çat kapı geliverdi. Bazen akışına bırakıvermek lazım hayatı. Bundan sonra sanırım hep öyle yapacağım.
       Pozitif insanım, hep geleceğe dair güzel hayallerim ve umutlarım olur, her zaman keyif alacak bir şeyler bulurum. Ogün açsam bir çay demleyip, "oh be bugün de midem dinlensin" diyebilirim. İşsiz kaldıysam, "yarın daha iyisini bulurum" diyebilirim. Hiç bir zaman "bir kızım olsaydı, bir oğlum olsaydı, şöyle yaşasaydım, böyle görseydim"...demedim. Eşim de öyledir, eşler birbirini seviyorsa, bir süre sonra birbirlerine benzemeye başlıyor sanırım. :)
      Bebek konusunda güzel bir planımız vardı ve halen de var ama bunu sizinle sonra paylaşacağım.:)
      Kısacası yaşadığınız dünyaya güzel bakabiliyorsanız, güzellikler size kendi geliyor, akışta kalın, sevgiyle kalın.






Kırklı yaşlardan sonra anne olmak...

Uzun yıllardır önce blog yazmayı bırakmıştım. Blogların engellendiği gün soğumuştum yazmaktan ve bir daha giriş yapmak bile içimden gelmemişti. Sosyal medya, sitelerin, forumların ve blogların yerini almıştı. 
Ne var ki geçen yıl hayatımdaki mucize bir değişiklikten sonra, kalıcı birşey yapmalıyım, yazmaya ve belgelemeye devam etmeliyim dedim.
Bu blogu, küçük mucizem, cesur ve güçlü kızım için bir anı bırakmak amacıyla açmaya karar verdim.
Büyüdüğünde, belki kuşak çatışmaları başladığında, bazen beni dinlemek istemediğinde, belki sevgimden şüphe ettiğinde de annesinin onu ne kadar çok sevdiğini, onun üstüne ne kadar titrediğini bilsin istedim...Ben bilmek isterdim....
Bu giriş postunu kısa tutacağım zira kızımın resimleri eşliğinde gün gün değişen hayatımızı paylaşmak istiyorum.
Eh...Hoşbulduk diyerek Blog dünyasına tekrar giriş yapıyorum.
Umarım siz de zaman içinde paylaşımlarımda kendinizi bulursunuz...Belki faydalı bile olurum...Kim bilir...
Yorumlarınızı, sorularınızı eksik etmeyin de bana devam etmem için güç versin olur mu. :)
 

Kavin Bilge Kızıma...

Kavin Bilge kızım doğmadan bu bloğu açmam gerekliydi...Çok istedim anlık duygularımı paylaşayım ama fırsat bulamadım. Çalışan bir anne içi...